|
 Merhaba;
Mayıs & Haziran sayımızıa bu yazıyı hazırlarken, aklıma seçim yasakları geldi… Siyaseten birilerinin alınabileceği bir yazı yazmamak, gereksiz yere yanlış anlaşılacak cümleler kullanmamak gerekiyordu… Sevgili editörümüz Canan Hanım, bu konuda hiçbir uyarıda bulunmamıştı oysa… Gene de rüyama girip, “Dikkatli ol!” diye parmağını sallayan aksakallı dedenin, derginin Yayın
Kurulu Başkanı Kadir Toprakkaya olduğundan şüphedeyim. Neyse, dergi erken çıkarsa sorun yok… Gecikir de Haziran’a yakın çıkarsa, bilin ki seçim yasakları ile alakam yok efendim… Bu yazı Mayıs ayının ilk
haftasında yazılmıştır.
Gelelim neden kendime siyasi bir yazar havası verdiğime… Öyle ya “Sen bir tiyatro adamısın; yaşadıklarımıza gözlem yapıp, bizi gülümsetmeye yönelik yazılar yazarsın. Ne bu tavırlar?” diyenleri duyar gibiyim… Haklısınız… Durun ama dinleyin; efendim içimde dayanılmaz bir seçim anısı anlatma isteği var… Hem de
gençliğime dair bir anı… Belki de anılar…
Yıl……
Ankara’da yaşıyor, Devlet Tiyatrosu’nda çalışıyorum. Evliyim; Seren ufak, Eren daha doğmamış. O
zaman sağcı ve solcu olmak gibi iki alternatif var
gençlerin önünde… Ben ‘sosyal
demokrat’ diyorum kendime… Sayın Ecevit’i sevdiğim için demokratik sola dönüşüyor. (Durduğumuz yerin adı…) Seçim günü sandıkta oy verirken, bir televizyon dergisinde
çalışan genç
arkadaş, fotoğrafımı çekiyor… Ertesi
gün “İşte mavi gömlekle oy kullanmaya gitti… İşte seçim yasağını deldi” diye yazıyor, fotoğrafın altına… Bir de o gece Sayın Ecevit balkona çıkıp açıklamıyor mu, “İktidarız, iki yüz elli kişiyi bulduk!” diye…
Kim tutar bizi, TRT’de bunalmışız zaten… Rahmetli Jülide Gülizar’ı görüyorum gözleri yaşlı… Erol Evgin ve Füsun Önal’la karşılaşıyor; birimizin arabasında Ankara’yı turluyoruz, hem de korna çalarak!
Sonuç; Sayın Ecevit’i yanıltmışlar; milletvekili sayısı düşüyor. Sabaha karşı durum belli; bir MC koalisyonu daha kuruluyor… (Biz yine muhalefetiz!) Mavi gömlekle insanlara nereye oy atmaları gerektiğini ima eden Fosforoğlu fotoğrafını
yayınlayan dergi piyasada… O hafta TRT’de kapıdan içeri sokulmuyorum. Yaptığım seslendirmeler bile siliniyor… Ek gelirim kalmıyor. Ankara’dan soğuyorum; Devlet Tiyatrosu’ndan da istifa edip, İstanbul’a geliyorum…
Yani radikal bir yerde bile durmadığım halde bunları yaşıyorum…
Şimdi yıllar sonra yeni
bir seçim var… Altı ay önce radyo programım
yayından kaldırıldı. Yine de ben eski ben değilim. Ülke de değil…
Ama rüyama giren aksakallı dede, “Hamburger yok, mısır yasak!” dedi. Rüya yorumcusuna gittim; etliye, sütlüye karışma demek istemiş dede!
Peki…
Peki ama rüyalar ters çıkar derler…
Sevgili Kadıköylüler, gönlünüz şen olsun efendim…
|