Kadıköy'de yaşamanın bir ayrıcalık olduğunu hissedenlerin buluşma noktası...
»
Ana Sayfa Güncel Yaşam&Çevre Magazin Politika Sağlık&Spor Kültür&Sanat Açılışlar Sosyal Medya Reklam
Kültür Merkezleri
Caddebostan Kültür Merkezi
Kozyatağı Kültür Merkezi
Barış Manço Kültür Merkezi
Halis Kurtça Kültür Merkezi
Yazarlar
AHMET VEFİK ALP
ENİS FOSFOROĞLU
ESAT SÖNMEZ
MELİH ARAT
NURSEMA ÖZTÜRK
R. SERTAÇ KAYSERİLİOĞLU
Yazarlar » MELİH ARAT
Harvard Üniversitesi’nden notlar…

Antika otomobiller KADOSAN’da hayat buluyor…

Hakan Turgut ile birlikte bu yaz iki ay kadar bir süre için Harvard Üniversitesi’nde liderlik eğitimi alıyoruz. Harvard Üniversitesi’nin neden dünyanın bir numaralı okulu olduğunu da bu eğitim tecrübesiyle öğreniyoruz.

Kayıt işlerimizi tamamlamak ve öğrenci kartlarımızı almak için ilgili binaya gittik. Biz buraya gitmeden önce Cumartesi ve Pazar günü gerçekleşecek kayıt işlemleri için birçok e-posta, hafta sonu programı ve kayıt günü için özel bir harita ulaştı. Kayıt organizasyonunda çalışan sayamayacağımız kadar çok insan vardı. Hakan Turgut’un öğrenci kartı hazırdı; internetten vesikalık fotoğrafımı yüklemediğim için benim kartım hazır değildi. Ancak benim gibi öğrenci kartı hazır olmayan öğrenciler için, nereye gitmemiz gerektiğini gösteren yürüyüş yolunu içeren özel bir harita da basmışlardı.

Hakan Turgut ile binaya yaklaştığımızda yine çok sayıda kayıt yönlendirme görevlisi yardım etti. Bir binanın dokuzuncu katına çıkmam gerekiyordu. Hakan Turgut da benimle gelecekti ki, görevli sadece benim çıkabileceğimi söyledi. Hakan Turgut’un da gelmesi konusunda ısrar edince Hakan’a “You need to stay here. (Sizin burada kalmanız uygun olacak).” dedi. “Need” kelimesi, “must, should, have to” gibi zorunluluk içeren ifadelerin içinde en hafifi ve en nazikçesidir. Görevlinin uyarısındaki bu zerafeti kaçırmadan asansöre yöneldim ki, asansörde bir yönlendirme görevlisi benim için düğmeye bastı. Fotoğraf çektirme kuyruğuna girdim.
Bu arada oradaki yönlendirme görevlisi, sıradaki insanların sıkılmaması için hangi dersleri aldıklarını sordu. Fotoğraf çekilmesinin ardından bir odaya geçip koltuklara oturduk. Sonra birer bayan görevli içeri girdi; adımızı alçak sesle söyleyerek, kartlarımızı oturduğumuz yere getirdi. Sanki biz öğrenci değil, beş yıldızlı bir otelin restoran müşterisiydik. Dokuzuncu kattan inmek için kullanılan asansörü de ayırmışlardı ve onun içinde de özel bir görevli vardı. Öğrenci kartının basılması işi toplam 10 dakika sürmemişti.
Pazar günü okulun dekanı bir dondurma partisi veriyordu. Bu dondurma partisinin amacı öğrencilerin ve hocaların kaynaşması idi. Organizasyonun ne kadar mükemmel olduğunun ayrıntılarını anlatmıyorum. Ders kitaplarımızı almak üzere Harvard Üniversitesi öğrencilerinin kurduğu bir kooperatif olan Coop’a gittik. Kooperatif deyince aklınıza ufak tefek bir yer gelmesin. Amerika’da görebileceğiniz ‘Borders’ ya da ‘Barnes and Noble’ en büyük kitapçıları büyüklüğünde ya da daha büyük bir işletme. Coop’un üçüncü katında aldığınız her dersin kitap seti, özel olarak ders kodu olan raflara yerleştirilmiş. Tüm kitap setinizi oradan alabiliyorsunuz. Biz akıllı Türkler olarak yaklaşık 200 dolar kadar tutan kitapları satın almak yerine Pazartesi günü Harvard Üniversitesi kütüphanesinden almaya karar verdik.
Pazartesi sabahı heyecanla kütüphaneye gittik. ‘Weidener Kütüphanesi’ isimli kütüphanede, 3 milyon eser vardı. Burası insan aklının almayacağı kadar büyük bir yerdi; bina büyüktü ama 3 milyon kitabı alacak kadar büyük değildi. Biz, iki aylık bir program için geldiğimiz için acaba kitap alabilecek miydik? Bu sorunun cevabını içeri girince öğrendik. Evet, öğrenci kartlarımızla kitap alabiliyorduk.
Peki, kaç kitabı dışarı çıkarmak hakkımız vardı? 5, 10, 20 diye bir cevap beklerken, kütüphaneci sınırsız kitap alma hakkımız olduğunu söyledi. Yani istersek 100, istersek 200 kitabı çıkarabilirdik.  İstediğimiz kitapları almak için içeri girdiğimizde şok edici gerçekle karşılaştık. Bu kütüphane yerin üstünde değil, yerin altındaydı. Harvard Üniversitesi’nin neredeyse tüm yerleşkesinin altı, dört kat yerin altına doğru kütüphaneydi. Bir katın sadece çevresini dolanmanız on-onbeş dakika hızlı adım yürümenizi gerektiriyordu.
Bu üniversitenin neden dünyanın en iyi okulu olduğunu anlamıştık. Harvard Üniversitesi’nde birçok kütüphane var. Aradığımız kitaplardan bir tanesi burada değildi; Harvard İşletme Okulu’nun kütüphanesindeydi. Harvard İşletme Okulu’na gittiğimizde burasının ayrı bir dünya olduğunu gördük. Dünyanın en iyi şirketlerini yönetecek beyinlerini eğiten bu okul, İngiliz Aristokratlar Kulübü gibi döşenmişti. Öğrenciler, ilk günden ruhen milyon dolarların standartlarına hazırlanıyordu.

 

 

 

 

 

Ana Sayfa | Künye | Reklam | İletişim