|
ARM Psikiyatri’nin Psikoterapi Polikliniği, Psikiyatri Uzmanı Dr. Serhat Erkişi önemli bir konuya bir ışık tuttu. İrem Toprakkaya’nın ropörtajı :

Bize neler oluyor ?..
Cinnet geçiren babalar, evden bir başka erkeğe kaçan anneler, evlendikleri halde bir türlü aile olamayan genç çiftler… Boşanmalar, cinnetler, sevgisiz büyüyen çocuklar… “Köklü aile yapısına sahip Türk toplumuna neler oluyor?” dedirten çarpıcı tablolar…
Konuyla ilgili olarak her kafadan bir ses çıkıyor. Uzmanı da, olmayanı da konuşuyor… Görsel ve yazılı basında, evlerimizde, işyerlerimizde değişen toplum yapımızı irdeleyip duruyoruz… Kadıköy Life ise sorumlu dergicilik anlayışı çerçevesinde sürekli çalıştığı kurumlardan biri olan ARM Psikiyatri’nin Psikoterapi Polikliniği, Psikiyatri Uzmanı Dr. Serhat Erkişi’den bu önemli konuya bir ışık yakmasını istedi ve bakın sorularımızı nasıl cevaplar geldi…
Günümüz Türkiye’sinde, özellikle televizyonların sabah kuşağındaki kadın programlarında sağlıksız aile ilişkilerine rastlıyoruz. İçler acısı görüntüler, “Bize neler oluyor?” dedirtiyor. Sizce nasıl bu hale geldik?
Sabah programlarından önce de sağlıksız aile ilişkileri vardı ama kimi zaman utanç, kimi zaman gizlilik, insanlar yaşadıklarının yalnız kendi başına geldiğini sanırlardı. Bu gizliliğin kalkması ile yalnız olmadığını gören insanlar, yaşadıklarını daha kolay dile getirmeye başladılar. Ancak yaşanan olumsuz olayların sayısı da çok artmış durumda. Günlük gazetelerde şiddet içeren haberlerin sayısı da…
Evlilik ve aile; sosyal, ekonomik ve kültürel yapının bir parçasıdır. Ancak evliliğe yüklenen anlam artık değişmiş durumda. Önceden evlilik, ortak hayatı paylaşmak dışında, aile kültürünü aktarmak ve sürekliliği sağlamak anlamını da taşırdı. Aynı kültürel yapı ve sosyal çevre, kadın ve erkeğin evliliği sürdürmesini desteklerdi. Bu destekle bir tür denge oluşur ve ailede istikrar sağlanırdı. Ancak günümüzde ekonomik zorluklar, göçler, kültürel ve sosyal bağların zayıflaması ile “yalnızlaşma” çok belirginleşti. Bu yalnızlık içinde evlilikten beklentiler de değişti.
Özellikle genç çiftlerde evlilikler çok kısa süreli oluyor. Üstelik türlü kavgalarla son buluyor…
Genç çiftlerde evliliklerin kısa süreli olması da beklentilerle ilgili. Ailesinden yeterli maddi, manevi desteği ve duygusal yakınlığı görmediğini düşünen kadın ve erkek, “arkadaşlık, romantik aşk, koruma, sırdaşlık, duygusal destek sağlamak, ekonomik zorluk yaşamamak” gibi farklı beklentilerle yüklü olabilir. Beklentilerin artması ise kırılganlığa neden olur. Beklentilerine odaklanan kişi, ilişkide kendisinin değil, eşinin nasıl davrandığı ile ilgilidir. Bu yapı, hayata ait zorluklarda kolayca hayal kırıklığına yol açabilir. Hayal kırıklığı bir süre sonra da kızgınlığa dönüşür. Çiftin konuşabilir olması bu noktada önemlidir. Birbirini anlamaya çalışan çiftler, ilişki içindeki zorlukları küçük krizler olarak atlatırlar. Çözülerek atlatılan her kriz, ilişkinin yapısını güçlendirir. Konuşamayanlar ise uzaklaşmaya ve belki ilişkinin bitişine doğru giderler.

Toplumda ahlak dejenerasyonuna da sıklıkla rastlıyoruz. İlkeler temelinden sarsıntıya uğramış görünüyor…
Her şeyin hızla değiştiği bir toplum içinde yaşıyoruz. Bu hızlı değişim insanların taşımakta zorlandığı yükleri de beraberinde getiriyor. Eğitim eksikliği, ekonomik zorluklar, yetersiz aile desteği, uyumu zorlaştırıyor. Toplumda anlayış, hoşgörü, paylaşım gibi temel olan kavramlar, yerini güçlü olmak, başarılı olmak, zengin olmak gibi başka değerlere bırakmış durumda. Bu değerlere ulaşmak toplumda kabul görürken, nasıl ulaşıldığı önemsenmemekte. Bu değer karmaşası, kişinin kendi hayatı için ne beklediği, mutluluğu için gerçekten neye gereksinimi olduğunu sorgulamadan yaşamasına neden oluyor. Mutsuz, yalnız ve hoşgörüsüz… Sonuç; şiddetin ve depresyonun toplum içinde gittikçe yaygınlaşması…
Bir uzman gözüyle; sağlıklı birey, gerçek aile, kültürlü toplum için neler yapılabileceğini düşünüyorsunuz?
Sağlıklı ruhsal yapının oluşmasında bireyin ailesi ve yaşıtlarıyla olan ilişkileri, kültürel ve toplumsal deneyimleri temeldir. Aile çocuğun gelişiminde, kendine olan güveninde, doğru-yanlış kavramlarını öğrenmesinde ilk basamaktır. Kendisini seven, değer veren aile ortamında büyüyen çocuklar, ailesinin kendisine aktardığı kültürel değerlere de sahip çıkacaklardır. Ama öncelikle insanların yaşantılarını gözden geçirerek, nelerden zaman içinde vazgeçtiklerini, hangi değerler için bunları yaptıklarını ve kendi aileleri için neler yapabileceklerini araştırması ilk adım olabilir. İREM TOPRAKKAYA
|