|
Son günlerde, çocuk pornosu ve çocuk fuhuşu ile ilgili olaylara gerek çevremizde, gerek haberlerde sıklıkla rastlıyoruz. Aslında her zaman var olan fakat gün yüzüne çıkmayan bu olaylara yönelik olarak geçmişten bu yana hem akademik kişiliğiyle, hem de kurduğu derneklerle mücadele veren bir isim var; Prof. Dr. Oğuz Polat. Son olarak Kasım 2006 tarihinde çıkan ve büyük ses getiren Ensest ‘Aile İçi Cinsel Tecavüz’ adını taşıyan kitabıyla konuya toplumun ilgisini çekmeyi başaran Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anabilim Dalı Kurucu Başkanı Prof. Dr. Oğuz Polat ile kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdik.
* * *
Öncelikle merkezi Kadıköy’de olan ÇİKORED (Çocuğu İstismardan Koruma ve Rehabilitasyon Derneği) ve Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği’nin çalışmalarından ve kurduğunuz “ALO İMDAT HATTI”ndan bahseder misiniz? Bundan bir yıl önce AB’nin finanse ettiği ve Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği olarak başlattığımız bir ALO İMDAT hattımız var. Alo İmdat 7 gün-24 saat açık olan; psikolog, hukukçu, doktor arkadaşlarımızın ya da öğrencilerimizin telefonun öteki ucunda oldukları bir hat. Amacımız özellikle cinsel istismara uğrayan ya da bunu gören kişilerin başvurması ile bu olayların daha çok sayıda ortaya çıkarılmasını sağlamaktı. Biz de çocuk istismarı ile ilgili bu ihbarları Çocuk Polisi’ne bildirerek daha fazla sayıda olayın ortaya çıkarılmasını istiyorduk. Fakat çok ilginçtir başlarken 10 bin başvuruyu hedeflerken, ancak 3 bin başvuru alabildik. Vatandaşlarımızın konuyla ilgili başvuru yapmaktan çekindiklerini, isimler ortaya çıkarsa başlarının belaya gireceğinden korktuklarını, daha da kötüsü “benim çocuğuma olmuyorsa, beni ilgilendirmez” yaklaşımı içinde olduklarını gördük. Oysa bu problemi çözebilmiş tüm ülkelerde ancak toplumun kendisinin bu probleme sahip çıkmasıyla çözümlerin oluşturulabildiğini gördük.
Fakat Alo İmdat Hattı’nın en ilginç boyutu şuydu: Ummadığımız kadar çok sayıda çocuk pornosu ve çocuk fuhuşu ihbarı aldık. Aslında yaklaşık 3 yıldan beri benim söylediğim bir şey var. Türkiye’de hiç konu edilmemesine rağmen çocuk pornosu ve çocuk fuhuşuyla ilgili bir sürü olay yaşanıyor. Dünya’da ve Türkiye’de uyuşturucu ile birlikte giden bir olay bu. Uyuşturucunun Türkiye’de son 10 yıldır kat ettiği yol maalesef çok fazla. Bu da doğal olarak çocuk pornosu ve çocuk fuhuşunun araştırılmasını gerektiriyor. İstanbul’da daha önce yapılan çalışma, çocukların bu konuya maruz kaldığını gösteriyordu ama sayısal anlamda çok net veriler ortaya çıkmıyordu. Biz hep bunun üzerine gidilmesini, var olan sayıların buz dağının ucunu oluşturduğunu vurguluyorduk.
Son dönemde olayların ortaya çıkmasına rağmen yapılanlar, yapılması gerekenlerin çok daha azı. Çünkü bugüne kadar profiller çok belliydi. Bir çocuk istismara maruz kaldığı zaman, annesi, babası, bakıcısı, eğitmeni gibi çok yakınında olan kişilere bakıyorduk. Halbuki bugün baktığımızda konu tamamen farklı bir profil ortaya çıkarıyor; örgütlü organize suçlar…
Yani geçmişte çocuklar daha çok yakınları tarafından istismar edilirken, bugün örgütler tarafından bu iş planlanıyor ve çocuklar üzerinden para kazanılıyor.
Organize suç örgütleri bu işin temel planlayıcıları. Çok sayıda çocuğun Diyarbakır’dan, Güneydoğu’dan kaçırılarak, ya da ailenin çocuğu bizzat satmasıyla İstanbul’a getirildiklerini ve burada uyuşturucuya alıştırıldıktan sonra, bu alanda kullanıldığını biliyoruz. Bunu Emniyet de biliyor. Olayın birinci boyutu bu.
İkinci boyutu ise Çocuk Pornosu dediğimiz internet yoluyla, çocuğun her türlü görüntüsünün izlenmesi ve bu görüntülerin pazarlanması ve satılması. Zaten biz cinsel sömürüyü; “Çocuğun hem cinsel obje olarak kullanılması, hem de bu yoldan çocuk üzerinden para kazanılması” olarak tanımlıyoruz. Tabi bu iki kavramı beraber içeren olay sayısının artması, kısmi de olsa emniyetin çalışmalarını arttırdı. Örneğin Kadıköy’de iskelede, çarşı içindeki pasajların içinde korsan CD satanlardan istendiğinde, hemen korsan olarak her türlü seks kasedi temin ettiklerini biz duyuyorduk. Bu kadar aleni ve rahatlıkla yapılan bu işlere Emniyet’in el koymaması içler acıtan bir durumdu. Son dönemde bunun önlemleri alındı ama bu önlemler çok geçici. Bu olay özellikle internet kafelerde çok yaygın, Yüzde 80’nin kafelerden yapıldığı biliniyor. Kaymakam ve valilik bir genelge ile internet kafeye gelen kişileri denetleyerek; örneğin kimlik numarası olmadan insanları bilgisayar başına oturtmayarak, bunu önleyebilirler. Denetimler devletin bu işe el koyduğunu gösterecektir.
Önlemler başladı ama yeterli değil. Dünyada Interpol, uluslararası örgüt olarak birçok konuda kimin ne yaptığını biliyor. Türk Polisi’nin de daha deneyimli, bu konuda bilgili bir ekibi yetiştirip, çocuk pornosu konusunda çalışmaya yönlendirmesi lazım.
Çocuk istismarının kaç boyutu var?
İstismarın birinci boyutu fiziksel istismar, yani şiddet. Dayağı eğitim yolu olarak görüyoruz. İkincisi cinsel istismar; çocuk pornosu ve çocuk fuhuşu bunun içinde yer alıyor. Ayrıca çocuklarımızı kendi söz hakkı, katılım hakkı olan bir birey olarak görmediğimiz için ruhsal istismar var. Fakat biz kafasını kuma sokmuş devekuşları gibi bunların farkında değiliz. Ensesti ele alalım. Ensest, Türkiye’de oldukça yüksek sayıda görülen bir problemdir. Ama topluma yansımaz. Dünya’da da yansımaz. Maruz kalan kişi kime başvuracağını bilememektedir. Bu birinci problem. Ben ensest üzerine bir kitap yazdım. Nedeni şuydu; bir ensest mağduru bana geldi ve şunu söyledi: “8 yıl boyunca ben yaşadığımın ne olduğunu anlamak için kaynak aradım. Tüm kitapçılara bunu sordum ve bir tane Türkçe kitap bulamadım.” Bunu duyduktan sonra bu kitabı yazdım ki topluma ulaşabilsin diye… Türkiye’de dayak, fiziksel istismar ve cinsel istismar, ki ensest de bunlar içinde önemli bir yer tutuyor, yaşanıyor. Bunun için yapılacak çok şey var. Bunların başında insanlarımızı bilinçlendirmek geliyor. Dayağın sonrasında büyük sorunlar yarattığı, çünkü dayak atılan çocuğun bunu kendisine model aldığını anlatmak gerekiyor. Cinsel istismarın ortaya çıkabilmesi için kişinin cesur olması gerektiğini, ona yardım edebilecek kaynakların olduğunu anlatmak gerekiyor ve o kaynakları da daha çalışabilir hale sokmak gerekiyor. Bu sorunların olmadığını değil, var olduğunu kabul ederek, bunlara çözüm üretmemiz gerekiyor. Çünkü olayı yaşayan kişi sizin yakınınız değilse, bu sorun değildir, yaklaşımından çıkmazsak eğer o sorun yarın gelir, bizim kapımızı çalar ve biz o mağdurlardan birisi oluruz. Neden son zamanlarda patladı?
Olayların üzerine gidilmemesi birinci sebep. Kamuoyuna yansımıyordu. Daha çocuk fuhuşu üzerine gidilmedi ama. Halbuki çocuk fuhuşu üzerine gidilmesi gerekiyor. Çünkü bu büyük bir ticari meta olarak uygulanan ve yapılan bir işlem. Bir ülkenin İçişleri Bakanı “500 çocuğun fuhuşa sürüklendiğini biliyoruz” derse, bu bir umutsuzluktur. Bu bir saptamadır. Ve bu saptamanın tek sebebi vardır. Bu konuda çalışması gereken makamların çalışmasını sağlamaktır. Dünya ortalamalarına göre Türkiye; ülkemiz ortalamalarına göre İstanbul ve Kadıköy bu alanda ne durumda?
Son beş yılda bizim yaptığımız çalışmalar şunu gösterdi, eskiden çocuklar kendileri için, bireysel olarak kendilerini tatmin etmek için, hırsızlık yapıyorlardı. Ama bugün çocuklar Güneydoğu’dan, Doğu’dan çeteler tarafından getiriliyor, uyuşturucuya alıştırılıyor ve onlara deniyor ki; “bana günde 200 milyon getireceksin!” Getirmezse çok kötü şiddet görüyor fakat getirirse ödüllendiriliyor, uyuşturucusu veriliyor ve ertesi gün tekrar işe gönderiliyor. Organize bir suç var. Bunun önlenmesi emniyetin işi. Yani bu artık bireysel boyutlardan çıktı. Tek başına bir iki çocuğun yaptığı bir şey değil. Tabi Cumhuriyet tarihinin en büyük yoksulluğunu yaşadığımızı da unutmamak lazım. Yoksulluk arttıkça iç göç de çok yaşanır. Çalma, gasp olayları da çok artar.
Türkiye, istatistik açısından çok fakir bir ülke. Ama bizim yaptığımız bir çalışma var. Kendi dayak yediği için Kadın Sığınma Evi’ne gelmiş kadınların çocuklarını ne kadar dövdüğünü araştırdık; yüzde 87 çıktı. Yani her 10 çocuktan 9’u dayak yiyor. Tıp ve hukuk fakültesi öğrencileri arasında yaptığımız bir anket var, yüzde 54’ü dayak yemiş ki tıp ve hukuk eğitimi seviyesine gelebilen çocukların ailelerinin daha bilinçli olduğu bilinir. Orada bile 2 çocuktan 1’i dayak yiyor. Şiddet dünyada artıyor. Ama Türkiye’de maalesef şiddet, dünyadan daha hızlı bir şekilde artıyor. Akranlar arası şiddet konusunda Türkiye’de son 3 yılda bir patlama yaşandığı görülüyor. Çocukların bıçak ve kesici alet taşıma oranı çok yükseldi. O yüzden eskiden kavgalar burun kanamasıyla biterdi; bugün iç organ kanamasıyla bitiyor. Türkiye şiddet için önlem almak zorunda. Bunun yolu, şiddetin iletişim aracı olmadığını, okul öncesi eğitimden başlayarak okulda ve medyada anlatmak.
Ama çocuk pornosuna ilgi duyanlar daha çok eğitimli kişiler. Bunların içinde doktorlar, avukatlar var.
Çocuk pornosunu üreten kişiler anlamında onlar var. Çünkü çok büyük paralar kazanılıyor ve internet ancak eğitimli kişilerin ulaşabileceği bir şey. Ama alan kişilerin hepsi düşük eğitimli ve evinde bilgisayar olmadığı için internet kafeye giden insanlar.
Kadıköy, ortalamalara göre ne durumda?
Kadıköy, Türkiye’de diğer bölgelere göre daha iyi bir bölge. Türkiye’nin yüz akı bir bölge ama genelde var olan problemlerin burada da yaşandığını söylemek mümkün. Fakat daha düşük oranda. Bunda gerek Kadıköy Belediyesi’nin, gerek Kaymakamlığın duyarlı ve sürekli çalışmaları söz konusu. Kadıköy halkı da çok bilinçli bir grup. O bilinçlilik de çalışmalara yansıyor ve şunu ispatlıyor: Eğer bilinçlendirmeyi yapabilirsek, Türkiye genelinde de oranlarda azalmayı yakalayabiliriz. Çalışmalarınıza katkıda bulunmak isteyenler nereye başvurabilirler? Bugüne kadar hem ÇİKORED hem de Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği olarak öğrenci ve genç kuşak ağırlıklı bir grupla çalıştık ve bunun da çok faydasını gördük. Böylece enerji dolu bir grupla çalışmalarımızı daha akademik bir formatta yürüttük. Konu hakkında henüz az bilgiye sahip olduğumuz için olabildiğince çok sayıda yayın ürettik. Bizimle çalışmak isteyen, öğrencilerden ev hanımlarına herkes 0216 3476658 numaralı telefona başvurabilir. Çünkü ben şuna inanıyorum: Bir problem çözülecekse, o problemin çözümü ancak toplumun ona sahip çıkmasıyla mümkündür. Sahip çıkmaksa gönüllü herkesin yapabileceği bir şeydir. “Benim vaktim yok” diye bir kavram yoktur. Herkesin kendi yaşamı içerisinde ayırabileceği bir saati, bir günü, kendisine göre bir süresi vardır. Emek harcamak, zaman vermek, daha sonra o problemin çözümünün bir parçası olmanın gururunu getirir insana. Ben her zaman söylerim; hem akademisyen olarak, hem öğretim görevlisi olarak, hem kitaplar yazan, sahada çalışan birisi olarak, en büyük mutluluğum; bir sivil toplum çalışanı olmaktır. Herkesi davet ediyorum. İnsanlar, yardım derneği deyince çocuklara yiyecek, kıyafet, kitap hazırlıyor. Halbuki siz bilinçlendirmeye yönelik çalışıyorsunuz. Bilinçlenmek birinci aşama. Türkiye’de vatandaş, “yaptığını görürsem yardımcı olurum” diye düşünüyor. Halbuki önce problemin ne olduğunu öğreneceğim, bilinçleneceğim, ondan sonra bu bilincimi başkalarına aktaracağım, benim gibi insanların sayısını çoğaltacağım. Bu yaklaşımı yayabilmek için uğraşmak gerekiyor. Biz yıllarca 30’ar kişi, 20’şer kişi, 15’er kişilik toplantılar yaparak bunu sağlamaya çalıştık.
Ama son dönemde nedense insanlarımızın isteksizliklerini görüyorum. Biraz daha benmerkezci bir yaşama mı sürükleniyoruz, yoksa maddi kaygıların ön plana çıkması mı buna sebep oluyor bilmiyorum. Ama sonuçta bu problem bizim kayıtsız kalmamız yüzünden büyüyor. “Devlet neden yapmıyor?” demek yerine, en azından devleti yapmaya zorlamalıyız. Bizim son projemiz ALO İMDAT HATTI devlete bir model oluşturma projesidir. Zaten derneklerin de temel amacı toplumda bilinç ve modeller oluşturmaktır. Hizmeti yapmak devletin işidir. Dernek olarak gönüllülere ihtiyacımız var. Derginiz vasıtasıyla bunu söyleme fırsatı buldum. Biz gönüllülerimizi bekliyoruz.
Alo İmdat Hattı: (0216) 4505454 - www.0-18.org
Ayrıntılı bilgi için: www.sokakcocuklari.net, www.cikored.org Hilal Öztel- İrem Toprakkaya Prof. Dr. Oğuz Polat kimdir? 1959 yılında Atlanta/Amerika’da doğdu. 1983 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. 1983 – 1988 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’nda Adli Tıp uzmanlık eğitimini tamamladı. 1990 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’na kurucu başkan olarak atandı. Türkiye Çocuk Hakları Koalisyonu Koordinatörü ve UNICEF’e 1995’ten beri çocuk hakları ve güç koşullardaki çocuklar konusunda danışmanlık yapmakta. ÇİKORED, Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği ve 0-18 grubu birçok sivil toplum örgütünün kuruluşuna öncülük eden ve başkanlıklarını yürüten, özellikle şiddet konusunda akademik çalışmalar yapan Polat’ın; şiddet, çocuk hakları ve kriminoloji konularında 18 kitabı ile 120’yi aşkın araştırma ve makalesi bulunmakta. |