|
Merhaba efendim, Radyo programlarım nedeni ile buralardan fazla uzaklaşamadığımdan İstanbul'a yakın yerlere kaçıp, mini tatiller yapıyorum. Bu bağlamda geçen hafta Ağva'ya gittim. Gittim ki ne göreyim?.. Amanın fazla gazlamış…
Yurt dışına çıkmışız... Otel arıyorum.. Yok.. Hepsi ya hotel ya motel. Village en tanıdığım sözcük... Gerisini siz hesap edin.. Sessizliğin Almancası, sükunetin Fransızcası, huzurun İngilizcesi hepsi motel ismi olmuş beni bekliyor... Odalarını gezmeye girdiğim bir dere kenarı motelinin yöneticisi “Nasıl buldunuz?” dediğinde,” Verri guuud” demişim... Eeee arabesk ünlümüz bile esprilerini İngilizce yapıyor ne var bunda? Üzüldüğüm ne biliyor musunuz? Türkçeyi hatmetmiş olup da, yabancı dile özenmiş olsak neyse... Hem Türkçeyi kullanamıyoruz, hem de İngilizcemiz yarım yamalak... Özendiğimiz yabancı dilleri şöyle su gibi konuşsak gam yemeyeceğim.. Ne kolej mezunları tanıyorum ben… Filmleri ya alt yazılı ya dublajlı alıyorlar. Nasıl mı böyle olduk? Kendimizi ifade etmeyi ıskalayarak. Geçenlerde bir sokak telefonunda önümde bir adam duruyor ve bir arkadaşıyla konuşuyordu: “Haaaa? Haaaaa! Yoh yaaaa! Hııı....Oha! Haaa...Ha!” dedi ve kapattı.. Hala meraktayım… O sana ne dedi? Sen ona ne dedin? Anlaştılar; hazin olan buydu... Televizyon programlarında konuk konuşuyor: “Baktığınız zaman” diye başlıyor adam lafa… Futbol, siyaset, tıp fark etmez... Baktığınız zaman... Nereye bakacağız bir anlasam?..
Eeeee, kendi hayatı tartışılan ünlü kızlara sosyolog muamelesi yapılan magazin programlarımızla, vurdumduymazlığa varan, “ Ne var canım bunda?” söylemli liberal tavrımızla geleceğimiz yer buydu... Hiç şaşırmayın… Magazinciye yaşam analisti denen günlerdeyiz.. .Bir açık oturumda gördüm; adamın yakın planına tanımlama düştü: Siyaset teknisyeni... Sırada duygu mühendisi var... Hatta ilişki koordinatörü... Aslı p harfi ile başlar... Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler canııım... Çağdışılığın lüzumu yok... Baaaaay! Ay.... Hoşçakalın diyecektim... |