Nusret Karaca

Kadıköy Sineması, İstanbul Film Festivali’ne kucak açtı

Kadıköy Sineması, İstanbul Film Festivali’ne kucak açtı
Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

Sinema vazgeçilmezimiz, çocukluğumuzdan beri bizi besleyen damarlardan… Yazlık, kışlık demeden siyah beyaz düşlerimizi rengarek dünyalarla örtüştüren o sihirli beyaz perde… Aşklarımız, umutlarımız ve de beklentilerimize herhangi bir sahnesinde sanki hep karşılık bulduğumuz, bir “an” onunla özdeşleştiğimiz dünyamız… Çoğunlukla 1,5 saate sığan özel ve anlamlı “an”larımızın mekanı… Şimdilerde kapanan salonlar arasında Kadıköy’de Bahariye ve Caferağa’da olmazsa olmazımız iki yer kaldı; Kadıköy Sineması ve REXX…

Caferağa’da bir basketbol maçı sonrası ayaklarım beni Bahariye’de Kadıköy Sineması önüne sürüklüyor, otomatiğe bağlanmış gibi. O arada İKSV 37. İstanbul Film Festivali’nin afişi ve programı gözüme çarpıyor. Bu yıl bu mekan da kucak açmış festivale. Saat 16.00’ya yaklaşıyor, gişedeki görevli elinde kalan bileti (iade olabilir) bir beyefendiye veriyor. Ancak beyefendi kararsız, almazsa ben isteyeceğim. Derken bileti alıyor, ben görevliye gülümseyerek; “Ah! Ben bir eğitimci, yazar ve muhabir olarak bekledim, olmadı” deyip, oradan ayrılmak üzereyken zarif bir yaklaşımla “Biraz bekleyin haber vereyim. Basın, yazar için yerimiz kalmış olabilir” deyince ben de umutla bekledim ve bu karşılık buldu.

Kadıköy Sineması istanbul film festivali

Aşağıdan gelen bir başka görevli, bana salondaki koltuğuma kadar refakat etti. Biraz sonra yanıma gelen ve sinemada etkin bir görevi olduğunu tahmin ettiğim hanımefendi de dergimizin ilgisinden duyduğu memnuniyeti belirtti, iletişim kuracağını belirterek iyi seyirler diledi. Ben de bu güzel yaklaşım ve ilginin mutluluğu ve de Kadıköy Sineması koltuğunda olmanın rahatlığıyla İngrid Bergman’ın “Güz Sonatı” adlı filmini izlemeye koyuldum. Film sonunda Kadıköy Sineması’ndaki ilgililerin yaklaşımları ve de filmden özellikle bazı sözler kaldı belleğimde, günüme anlam katan… Yetmez mi!..

– “Kendi başımayken bile kendim olamıyorum.”
– “İnsan her şeyi içinde barındırıyor, en yüksekten en alçağa.”
– “Olgunluk, hayallerinle ve beklentilerinle başa çıkabilmektir.”
– “Gerçeği öğrenmek zordur. Bazıları bunu başaramaz. Belki de doğrusu budur.”
– “Annelerin mutlulukları, kızlarının mutsuzluğu mudur?”

Sonuçta bu sözler ve empati, karşılıklı birbirini anlama… (Filmi izleyeceklere bırakayım) Güzel bir Cumartesi ve Kadıköy, akşam üstüydü sinemayla, güzel sanatsever insanlarla… İyi ki onlar var, iyi ki sinema var, iyi ki kalem ve kağıt… Yazmasam haksızlık olurdu…

Bunu paylaş:
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •   
  •   
  •  

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir