Reha Kadak

Kadıköy’de yetişen bir kent ozanı; Bülent Ortaçgil

Kadıköy’de yetişen bir kent ozanı; Bülent Ortaçgil
Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

Müzik ruhun gıdasıysa, buna neden olan bir müziği/şarkıyı yaratan besteci, söz yazarı ve de yorumcusudur. Ülke geleneğimizde “ozan” kavramı; sözü yazan, bestesini yapan, şarkıyı söyleyen ve de yaşadığın yöreden, bölgeden yola çıkarak ulusala ulaşan “anlatıcı”lara verilen addır. Popüler müzik piyasasında şarkıcı kavramları içerisinde öyle isimler vardır ki, onlar tıpkı Aşık Veysel gibi, Neşet Ertaş gibi, Aşık Mahsuni gibi bir şarkıcıdan ziyade bir “anlatıcı”, bir “ozan”dır. O isimler arasında kent yaşamı içinde varolan, 1960’lı yılların dünya müzik akımlarından etkilenerek kentteki yaşamı yazdığı sözlerle bir hikaye gibi anlatan “anlatıcı”lar da “kent ozanı”dır.

O kent ozanlarının en önemlisi ise, Kadıköy sınırlarımız içinde yetişen Bülent Ortaçgil’dir. Ortaçgil’i hepimiz biliyoruz. O; “Benimle Oynar Mısın”dır, “Olmalı mı Olmamalı mı”dır, “Şık Latife”dir, “Yüzünü Dökme Küçük Kız”dır, “Sensiz Olmaz”dır, “Bütün Sokaklarım Sana Doğru”dur, “İntegral”dir, “Eylül Akşamı”dır, “Bozburun”dur, ama ilk önce Kadıköy’dür. Bülent Ortaçgil ile müziğinin temellerini attığı Kadıköy’de, Kadıköy’e ve yaşamına dair konuştuk.

Bülent Ağabey, ortaokul zamanlarından seni biliyor, “Benimle Oynar Mısın?”, “Olmalı mı Olmamalı mı?” gibi şarkılarını dinliyordum ama hiç albümünü almamıştım. Yani senin bir hayranın değildim daha. Derken, 1998 yılında çıkan “Light” albümünü alarak bir Bülent Ortaçgil hayranlığına lise zamanımda adım attım. Ben de şimdi senden, Bülent Ortaçgil olmadan önce ortaokul-lise günlerindeki, yani Kadıköy Maarif Koleji’ndeki Bülent zamanından başlamak istiyorum.

1961 yılında Kadıköy Maarif Koleji’nin İngilizce hazırlık sınıfında, ortaokula başladığım yıllarda Kadıköy’le tanıştım. O zaman Beyazıt’ta yaşıyorduk, karşıya gelip gitmesi de zordu. Ben de yatılı olarak okula başladım. 1968 yılına kadar 7 yıl boyunca bilfiil Kadıköy’de ikamet ettim sayılır. Dönemin popüler müziğinin doğduğu, Beatles gibi fenomen bir grubun ortalığı kasıp kavurduğu zamanlarda bizler de müziğe heves ettik. Yani o dönem dünyada yaşayan ve şu an müzik tarihine geçen bu isimlerin müzik tarzına o yıllarda şahit olduk. Dolayısıyla lise yıllarında müziğe başladım. Okulda bir müzik grubumuz da vardı. Tiyatroyla da ilgiliydim ama zamanımızı müzik alıyordu. O yıllarda Avrupa’da olmakla Türkiye’de olmak arasında çok fazla uçurum vardı. Doğru dürüst müzik aleti yoktu, kayıt cihazları yoktu, anfiler yoktu. Bunları mecburen Avrupa’dan sipariş veriyorduk. Tam da bu dönemim Kadıköy’de geçti.

Yani Ortaçgil müziğinin temelleri Kadıköy’de atıldı diyebiliriz?

Evet, müziğe Kadıköy’de başladım ve bir nevi müzik anlayışım da burada şekillendi.

Okul sonrası Kadıköy’le olan ilişkiniz nasıl devam etti?

Üniversiteyi bitirip iş hayatına adım atmaya çalışırken, kitap çevirileri yapmayı planlıyordum. Yolum yeniden Kadıköy sınırları içine düştü. 1975-78 yılları arasında Bostancı ve Kalamış semtlerinde yaşadım. Yani Kadıköylüyüm diyebilirim.

Bülent Ağabey, senin lise zamanlarında hem okuldan hem de çevre okullardan ve o zamanın Kadıköy’ünden, ana akım müzikten uzak, Türkiye için alternatif olacak müzik akımının öncüleri yetişti: Sen, Fikret Kızılok, Barış Manço, Mazhar Alanson, Fuat Güner, Özkan Uğur gibi isimlerle aynı dönemde Kadıköy bölgesinde müziğe başladınız ve ilerde müziğimize damga vuracak isimler oldunuz. Bu isimlerin Kadıköy’de yetişmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kadıköylülük diye bir tabir ne kadar var bilmiyorum ama 60’lı yıllarda Kadıköy, Avrupa Yakası’nda yaşayanların yazlık olarak tercih ettikleri bir bölgeydi. İnsanlar yazın yazlık için buraya gelir, 3-5 ay burada yaşarlardı. Kadıköy’de bir yaz havası hakimdi daima. Yaz havası olduğu için o dönemin gençleri olarak da bizler daima sahillerde, deniz kenarlarında bir araya gelip, çalıp söylerdik. Açıkçası rahat bir ortamımız vardı ve bence bu rahatlık, müziği rahat ve özgürce yapmamıza neden oldu. Çünkü Kadıköy kültür seviyesi yüksek, eğitimli kadın ve erkeğin bir arada özgürce yaşadığı bir yerdi, hala da öyle. İnanın bizim müzik yaşamımızın ilerlemesinin nedenidir bu. Tabii burada okuduğumuz okulların kalitesi de müziğimize etki yaptı. Hepsi birleşince sanırım bizler müzik yapıp, bu işi sürdürebildik.

Sizler çalıp söylerken Ali Kocatepe ile karşılaşıyorsunuz ve size plak yapmaya karar veriyor. Yıl 1974… Bu süreç nasıl ilerledi?

Ali Kocatepe’den evvel 1971 yılında bir 45’lik yaptım aslında. İki şarkım varım orada, “Anlamsız” ve “Yüzünü Dökme Küçük Kız” gibi parçalar vardı. Sonra Ali, plak şirketini kurduğu zaman benimle albüm yapmak istedi. Benim yaptığım müzik o zaman da Türkiye’deki ana akım müzikten fazlasıyla uzak, o dinleyici kesimine hitap etmeyen bir tarzdı. Ali’yi uyardım aslında, bir tiraj yakalaması zordu. Fakat Ali ısrarlıydı. Albümü yaptık ancak dediğim gibi o ana akım müzik içinde yer edinmedi o dönem. Belli bir kitle oldu dinleyicisi. Aslında benim kişisel amacım da o kitleydi. Fakat bir yapımcı için riskli bir durumdu. O dönem itibariyle ses getirmeyen albüm ve ben, yıllar içinde sanırım alttan alta demlenmeye, yavaş yavaş büyümeye başladım ki o ilk albüm beni buralara getirdi ve hala da dinlenen bir albüm.

1974 yılından sonra 1990’a kadar albüm de yapmadınız üstelik…

Evet ama Fikret Kızılok’la birlikte Çekirdek Sanatevi içindeki kayıtlardan oluşan birlikte bir çalışma çıktı 1986’da. Benim solo albümüm değildi tabi.

Çekirdek Sanatevi de 80’li yılların ortasında kurulan, yine Kadıköy sınırları içinde yeşeren, Bostancı’da bir oluşumdu. Nasıl bir çalışmaydı Çekirdek Sanatevi?

Bir müzik eviydi. Fikret’in kurduğu ve benim de 2 yıl sonra dahil olduğum bir oluşumdu. Fikret’in diş hekimliği muayenehanesinden bozma bir yerdi Çekirdek Sanatevi. Orada 1990 yılına kadar dinletiler yaptık, kayıtlar aldık. Çekirdek Sanatevi’nde yine Kadıköy Bostancı’da güzel çalışmalar yaptık.

1974’ten sonra 1990 yılında çıkan ikinci albüm çalışmanız “İkinci Perde”yi doğurdu diyebilir miyiz Çekirdek Sanatevi için?

Kısmen denebilir. 1990 yılı artık Fikret ile yollarımızın müzikal olarak ayrıldığı bir dönemdi. O dönemden sonra benim müzikal anlamda biriken işlerimin ürünü oldu “İkinci Perde”. Dile kolay, 16 yıl ara vermiştim. Aslında ekonomik nedenlerden dolayı mecburi bir alan değiştirmeydi benimki. Röportajda da dile getirdiğim gibi ana akım müzikten uzak bir çalışma yapıyordum ve o dönemler para kazanamazdım. Derken, 1990’da “İkinci Perde”, sonra “Oyuna Devam”, “Eski Defterler”, “Light”, “Gece Yalanları” gibi albümler devam etti. Bu arada bir de tribute albümü yapıldı. Güzel çalışmalar oldu uzun aralıklarla.

Bülent Ağabey, sen ve senin içinde olduğun müziğin temsilcileri için ben şarkıcı kavramı değil de “anlatıcı” kavramını kullanıyorum. Şarkıcı, sizler için hafif bir tanımlama. Sen, benim için müzikli bir hikaye anlatıcısısın. Bizlere kent hikayeni anlatıyorsun. Biz de bu hikaye içinde düşünüp gidiyoruz.

Doğru bir tanımlama. Türk popüler müzik geleneğinde şarkı yazıcılığı yeni bir kavram aslında. Geleneksel müziğimizdeki ozanlarımız, bu şarkı yazıcılığı kavramını çok iyi icra ediyorlardı. Fakat bunu folklorik öğelerle yapıyorlardı. Bizim yaptığımız ise bir kent müziği. Kent müziğinin yorumunu yapıyoruz. Dolayısıyla, şarkı yazarlığı işi şöhreti de getirebilir. Genel olarak gerçek şarkı yazarı, hit parça üretmez. Öyle bir gayesi yoktur. Onları bir kitap okur gibi dinlersin, o zevki alırsın adeta.

Bülent Ortaçgil

Ortaçgil müziğinden bahsediyorsunuz devamlı. Bu müziğin oluşumunda en az 20 yıldır aynı müzisyenlerle, aynı plak şirketiyle, aynı menajerle çalışmanızın etkisi vardır diye düşünüyorum. Siz solo çalışma yapsanız da aslında bir grupsunuz aynı zamanda. Bir Ortaçgil grubu değil mi bu?

Bu tarz koşullarda birbirine yakın insanlar bir şekilde buluşuyor ve hemen dayanışma içerisine giriyorlar. Örneğin, Erkan Oğur ile çocukluktan beri tanışıyoruz. Baki Duyarlar, Cem Aksel 20 yılı aşkındır bir arada olduğum üst düzey müzisyenler. Albümlerim Ada Müzik etiketiyle çıkıyor. Dolayısıyla, Ortaçgil müziğinin öğeleri onlar da. Biz bir arada olmaktan çok keyif alıyoruz.

Bülent Ağabey, son olarak Ada Müzik’in “Burada Müzik Var” konserleri için  Moda Kayıkhane’de, yani yıllar sonra Ortaçgil müziğinin temellerini attığın Kadıköy’de sahne alıyorsun. Kadıköy’deki son birkaç yıldaki müzik iklimini, konser mekanlarını ve dinleyici kitlesini, senin okul zamanlarına göre nasıl değerlendiriyorsun?

Bir dönem Taksim bu işin merkeziyken, artık Kadıköy’e kaydı. Çünkü, Kadıköy nüfusu müziğe yatkın bir kitleye sahip. Üniversiteli gençlerin vakit geçirdiği bir yer oldu Kadıköy. Taksim sonrası müzik çalışmaları için Kadıköy, güzel merkez oldu. Moda Kayıkhane, Kadıköy Sahne, Dorock XL gibi mekanlar, biz müzisyenler için önemli konser mekanları. İyi bir kitleyle buluşuyoruz bu mekanlarda. Kadıköy’deki müzik iklimi, bizim gençlik zamanlarımıza döndü.

Bunu paylaş:
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •   
  •   
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir